RÖPORTAJLAR:
hakaner6060@gmail.com
BLOG
Bir çocuğun televizyon karşısında sessizce çizgi film izlemesi çoğu evde sıradan bir görüntüdür. Anne baba günlük işleriyle ilgilenirken çocuk ekrana dalar; renkli karakterler konuşur, kahramanlar mücadele eder, hikâyeler peş peşe akar gider. Oysa çocuk o sırada vakit geçirmenin ötesinde çevresindeki dünyayı anlamlandırmasına katkı sağlayacak pek çok davranış ve ilişki biçimiyle karşılaşır. İnsan ilişkilerini, iyiyi ve kötüyü, öfkeyi, sevgiyi, başarıyı, gücü ve aileyi ekrandaki hikâyeler üzerinden gözlemler.
Çocuk ekranda eğlenebilir, yeni şeyler öğrenebilir ancak henüz anlamlandıramadığı görüntü ve mesajlarla da karşılaşabilir. Bu nedenle çocukların izlediği çizgi filmleri, dizileri ve filmleri birer eğlence ürünü olarak değerlendirmek yeterli olmayacaktır. Ekran, çocuk açısından davranışların, ilişkilerin ve değerlerin gözlemlendiği güçlü bir etkileşim alanına dönüşebilir.
Çocuk Ekranda Gördüğünü Nasıl Okuyor?
Yetişkinler izledikleri bir filmin kurgu olduğunu bilir. Bir karakterin davranışını sorgulayabilir, mizahı anlayabilir, abartıyı fark edebilir ve izledikleriyle gerçek hayat arasında mesafe kurabilir. Çocuklarda ise bu değerlendirme becerileri yaşa ve gelişim düzeyine bağlı olarak zaman içerisinde gelişir.
Bu yüzden yetişkinlerin “Nasıl olsa çizgi film” diyerek üzerinde durmadığı bir sahne çocuk açısından farklı anlamlar taşıyabilir. Bir kahramanın karşılaştığı sorunları sürekli şiddete başvurarak çözmesi, kaba davranışların eğlenceli gösterilmesi veya arkadaşını küçük düşürmenin mizah unsuru hâline getirilmesi çocukların bazı davranışları olağan kabul etmesine zemin hazırlayabilir.
Ekranda görülen her davranışın çocuk tarafından doğrudan taklit edileceğini söylemek elbette doğru olmaz. Çocuğun gelişimi; aile, okul, arkadaş çevresi, yaşadığı sosyal ortam ve kişisel özellikleri gibi birçok unsurun etkisiyle şekillenir. Bununla birlikte ekranın da bu gelişim sürecinin parçalarından biri olduğu göz ardı edilmemelidir.
“Çocuk İçeriği” Etiketi Yeterli mi?
Bugün ebeveynlerin karşısında geçmişe göre çok daha geniş bir medya dünyası bulunuyor. Bir dönem çocukların izleyebileceği içerikler belirli televizyon kanalları ve yayın saatleriyle sınırlıyken artık telefon, tablet, akıllı televizyon ve dijital platformlar aracılığıyla günün her saatinde yüzlerce içeriğe ulaşılabiliyor. Üstelik çocuklara yönelik hazırlanmış her yapım aynı pedagojik ve etik hassasiyeti taşımayabiliyor.
Bazı çizgi filmlerde şiddet, korku, alay, kaba dil veya tüketim alışkanlıkları hikâyenin olağan bir parçası gibi sunulabiliyor. Çocuk karakterlerin yetişkinlerle sürekli küçümseyici bir dille konuşması ya da arkadaşlık ilişkilerinin rekabet, dışlama ve hakaret üzerinden kurulması da dikkatle değerlendirilmesi gereken örnekler arasında yer alıyor. Bu nedenle ebeveynlerin ekran süresinin yanında içeriğin niteliğine de dikkat etmesi gerekiyor.
Bir ebeveyn olarak kendimize şu iki soruyu birlikte sormalıyız:
Çocuğum ekran karşısında ne kadar zaman geçiriyor?
Daha da önemlisi çocuğum ekranda ne izliyor?
Kahramanlar Sandığımızdan Daha Etkili
Çocukların sevdikleri karakterlerle güçlü bağlar kurduğunu günlük hayatta rahatlıkla görebiliriz. Sevdiği kahramanın tişörtünü giymek ister, oyuncağını almak ister, onun bazı sözlerini veya davranışlarını taklit eder. Bu noktada ekrandaki karakterlerin çocuk üzerindeki rol model etkisi önem kazanır.
Çocuğun sevdiği karakter karşılaştığı sorunları nasıl çözüyor? Gücünü başkalarını korumak için mi kullanıyor yoksa onları incitmek için mi? Hata yaptığında sorumluluk alıyor mu? Arkadaşlık, merhamet, paylaşma, dürüstlük ve adalet gibi değerler karşısında nasıl davranıyor?
Bu sorular bir yapımın çocuğa uygun olup olmadığını değerlendirirken içeriğin yaş sınırlamasından daha fazlasına bakmamız gerektiğini de gösteriyor.
Yetişkin Dizileri de Çocukların Önünde
Mesele çizgi filmlerle sınırlı kalmıyor. Evlerde izlenen diziler, filmler ve televizyon programları da çocukların medya dünyasının bir parçası hâline gelebiliyor. Çocuk doğrudan ekran karşısında oturmasa bile salonda açık olan televizyondan şiddet görüntülerine, ağır hakaretlere, entrikalara veya sağlıksız ilişki biçimlerine tanık olabiliyor.
Yetişkinler bu sahnelerin kurgu olduğunu bilir ve izlediklerini kendi hayat tecrübeleri üzerinden değerlendirebilir. Çocuğun aynı görüntüden nasıl bir anlam çıkaracağını ise her zaman önceden kestirmek mümkün olmayabilir. Bu yüzden asıl dikkat etmemiz gereken noktalardan biri, kumanda bizim elimizdeyken çocukların hangi görüntülere ve konuşmalara tanıklık ettiğidir.
Yasaklamak Yerine Rehberlik Etmek
Televizyonu, telefonu veya dijital platformları bütünüyle hayatın dışına çıkarmak günümüz şartlarında gerçekçi bir çözüm olarak görünmüyor. Üstelik nitelikli çizgi filmler, belgeseller ve çocuk programları doğru seçildiğinde çocuğun hayal gücünü, dil gelişimini, merakını ve öğrenme isteğini destekleyebilir. Burada belirleyici olan; içeriğin niteliği, çocuğun yaşı, ekran karşısında geçirilen süre ve ebeveynin sürece gösterdiği ilgidir.
Mümkün olduğunda çocukla birlikte izlemek ve izlenen içerik üzerine konuşmak önemli bir rehberlik imkânı sunar. Bir sahnenin ardından “Sence burada doğru davrandı mı?”, “Başka nasıl şekilde davranabilirdi?” veya “Sen olsaydın ne yapardın?” gibi sorular sormak, çocuğun izlediği görüntüler üzerinde düşünmesine yardımcı olabilir. Medya okuryazarlığının ilk adımları çoğu zaman evde, bu küçük konuşmalarla atılır.
Ekranı Çocuk Bakıcısına Dönüştürmeyelim
Günlük hayatın yoğunluğu içerisinde telefonun, tabletin ve televizyonun ebeveynlere zaman kazandırdığı bir gerçek. Ancak ekranın zaman içerisinde çocuğun en fazla vakit geçirdiği “arkadaşlardan” biri hâline gelmesi üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konudur.
Çocukluk; koşmak, oynamak, düşmek, kalkmak, arkadaşlarıyla konuşmak, kitapların sayfalarını çevirmek, soru sormak, merak etmek ve gerçek hayatla temas kurmak demektir. Dijital dünya bu deneyimlere katkıda bulunabilir ancak onların yerine geçtiğinde çocukluğun doğal öğrenme alanları giderek daralabilir. Bu yüzden çocuğu ekrandan tamamen uzak tutmaya çalışmak yerine ekranla geçirdiği zamanla gerçek hayatta oynadığı, öğrendiği ve ilişki kurduğu zaman arasında bir denge kurmak daha doğru olacaktır.
Çocuğunuz Neyi Seyrederek Büyüyor?
Çocukları ekranlardan tamamen uzak tutmak artık mümkün görünmüyor. Bu noktada yapılması gereken, ekranla çocuk arasındaki ilişkiyi bilinçli biçimde yönetmektir. Yaşına uygun içerikler seçmek, izlediği yapımları tanımak, gerektiğinde onunla birlikte seyretmek ve ekran dışındaki hayatını oyun, kitap, spor, doğa ve sosyal ilişkilerle zenginleştirmek bu sürecin temel parçalarıdır.
Çocuğumuzun hangi okula gittiğini, hangi kitabı okuduğunu ve kimlerle arkadaşlık ettiğini önemsiyoruz. Öyleyse her gün karşısında bulunduğu ekranın ona ne anlattığına da dikkat etmeliyiz. Çünkü çocuk ekranda gördüklerini izleyip geçmez; karakterlerden, hikâyelerden ve davranışlardan yaşadığı dünyaya ilişkin bazı anlamlar çıkarır.
Unutmayalım çocukların bugün karşılaştığı içerikler yarın insanlara, ilişkilere ve hayata nasıl bakacağını şekillendiren birçok etkenden biri olabilir.